İlk defa uçağa binecektim ama hiç heyecanlı değildim. Gece zaten geç yatmıştım, üstüne bir de sabahın köründe beni aldılar arabaya koydular. Havaalanına varınca gözlerimi açtım. Babam check-in yapmıştı ama ilk defa benim koltuğumla yolculuk yapacağı için ne yapacağında emin olamadı. En sonunda emin oldu ve doğruca güvenlik sırasına gittik. Bizi ayrı sıradan aldılar. Sanırım ben olduğum için güvenlikçi amca amca bizi daha kolay yerden geçirmiş. Ne ayakkabı çıkardık ne bilgisayar.

Uçağın kapısında annemin danışmanıyla karşılaştık. Haftasonu kaçamağımıza şahit oldu artık. Neyse uçağa bindik. Uçak araba gibi gidince kafam karıştı biraz ama sonrasında ne oldu anlamadım. Zaten kısa süre sonra uykuya daldım. Türkiye'ye yolculuk öncesi iyi bir deneme olacaktı bu.
Chicago'dan aktarma yapacaktık ama az zaman kalmıştı. Terminal değiştiriyoruz derken hızlı adımlarla Newark uçağına ulaştık. Babam çok terledi yazık. Bu uçağa binince de hemen uyuyakaldım. Bizimkiler uyumama çok sevindiler.
Newark'a inince bir baktım Puerto Rico kapısı. Aman Allah'ım yanlış yere mi geldik dedik ama sonra normal karşıladık. Uluslararası mı diye sorun işareti oluşmuştu çünkü.
Arabam, koltuğum ve bavullar derken babam gerçekten zor anlar yaşadı. Neyse ki sonunda araba kiraladık da taşıma işi bitti.

İlk hedefimiz Özgürlük Heykeli oldu. Babam internetten bilet almış olmasına rağmen yine de çıktı alması gerekiyormuş. Bunu feribota binmek üzereyken öğrenmek kötü oldu. Bizim baba yine depar attı, gitti geldi. Sıcakta bekledik. Sonunda bindik feribota. Bir kere durduktan sonra asıl heykelin bulunduğu adacığa vardık. Hepimiz çok yorulmuştuk. Öyle ki beni heykelin tepesine babam kucağında çıkarmış ben uyurken. Tepesinde hep uyumuşum. Allah'im ya. Buraya kadar gelip en zevkli yerinde uyuyakalmışım. Ama neyse aşağı inince bol bol fotoğraf çektirdim. Daha otelimize bile gidememişken buraya geldiğimiz yorgunluktan bayılıyorduk ki son feribota kaldık. Feribot sırası hayatımda gördüğüm en uzun sıraydı. Hadi ben neyse babamın gördüğün en uzun sıraymış. Babama göre Türkiye'deki iskele sistemi daha güzel ve verimliymiş. Kadıköy, Beşiktaş iskeleleri şu sırada bekleyen insanların hepsini alırmış. Yağmur yağmasa sıra önemli değil ama canım babam sırada beklerken bir güzel yağmur yedi. Şemsiye arabada kalmıştı ve yağmur beklemiyorduk. Annemle ben kenarda bir yerde bekledik. Babama sıra gelince hemen babamın yanına sokulduk. Amerika'da herkese gülen insanların büyükşehirlerde ne kadar bencilleştiğini gördük. Babam insanların birbirlerine rağmen ilerlemesi karşısında şok yaşamıştı. Ne bileyim buraya yakıştıramamıştı. Neyse, kazasız belasız, ıslak bir babayla ile bindik feribota. Vapur mu demeliydim acaba?

No comments:
Post a Comment